Travestiler | Travesti Siteleri > Haber - Gündem
4 Tem
17 yaşındaki kız, üvey kardeşi Zoe Garcia’ya akşam evde bakıcılık yapıyordu. Heather eve erkek arkadaşını çağırdı. Alkol alan ikili daha sonra bilgisayar başına geçip Mortal Kombat oyununu oynamaya başladı. Bilgisayar başından kalkan Heather üvey kardeşinin yanına giderek Mortal Kombat oyunundaki Sonya’nın hareketlerini acımadan kardeşi üzerinde deneme başladı. Aldığı darbelerden heryeri yara bere içinde kaldı. Heather Sonya’nın oyundaki “Finish her” (İşini bitir!) sahnesini taklit ederek küçük kardeşinin ölümüne sebep oldu. Çıkarıldığı mahkemede 18 yıl hapis cezası aldı. Genç kız 6 yıl sonra şartlı tahliye edilebilecek.
1 Tem
”Bende, 21 yaşıma kadar böle bir eğilimin olduğunun kesinlikle farkında değildim. Hatta çapkın biriydim, çok kız arkadaşım oldu ve sık sık değişik kızlarla takılırdım. Ama tam 21 yaşımdayken bir erkek arkadaşımın beni şakayla taciz etmesinden çok etkilendim ve o günden sonra içimdeki kadınsal duygular bir yanardağ gibi patladı. Yavaş yavaş kendimi kandınsı hissetmeye başladım ve bundan büyük haz alıyordum. Derken herşey artık cinsiyet değiştirme yolunda ilerlemeye başladı ve bugün 26 yaşında bir travestiyim.”
fhb röportaj
1 Tem
Aslında hiç kimse gitmesini istemiyordu. Ama o bir semahçıydı. Aylardır emek verdiği, arkadaşlarıyla ter döktüğü çalışmaları sergilemek için fırsat doğmuştu. Davet gelmişti anma komitesinden. Çocukluğundan beri adını anarak türkülerini söylediği, ellerini açarak onun manalı sözleriyle semaha durduğu Pir Sultan’ın anısına sahneye çıkacaktı. Aynı zamanda akrabası ve en yakın arkadaşları olan Handan ve Gülsün ile birlikte dergi için görevlendirilmişlerdi. Amatör gazetecilik yapıp üç ay önce kadın sayısıyla isim yapan dergilerine röportaj toplayacaklardı. Evde “bibi” dedikleri yaşlı bir kadın vardı. Gülender onu çok sever, onun gönüllü bakımını da yapardı. Annesi gitmesini istemediği Gülender’e o akşam;
1 Tem
Bunun üzerine sunucu Süleyman Arslan her defasında “ Ohh! enteresan, çok enteresan!” deyip büyük bir şaşkınlık görünümü veriyor. Bu da izleyeni şaşkınlığa uğratıyor. Çünkü izleyici hep bildiğimiz ezberlenmiş bu iftiralarin yine hep bilinen şahıslar tarafından tekrarlanmasının neden bir anda sayın sunucuyu şaşırttığını anlayamıyor.AABF Genel Başkanı Turgut Öker, “ İzzettin Doğan Alevileri temsil edemez, böyle bir kurum Alevileri temsil edemez. Kendisi de Fettullah Gülen gibi şeriatcı, el etek öptürüp Fettullah cemaati gibi bir cemaati olsun istiyor. Alevi şeriatı istiyor” diyor.Sayın İzzettin Doğan kendi kendine hiç bir zaman “Ben Alevileri temsil ediyorum” demedi. İnsanlar onu kendi temsilcileri ve önderleri olarak gördü. El öpmeye gelince; onu taniyanlar bilir. Elini öpmek isteyen olunca, öptürmemek için yaşadığı sıkıntıya çoğu şahit olmuştur. Acaba Turgut Öker, Sayın Doğan’ın elini mi öptü de bu iddiada bulunuyor. Işte bu enteresan! Çok enteresan!
1 Tem
Cumhuriyet Gazetesi’nde sabah baskını. Mustafa Balbay gözaltında.
Ayrıntılar geliyor…
1 Tem
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon gözaltına alındı. Gözaltı sebebi henüz bilinmiyor.
Hurşit Tolon, İstanbul Cumhuriyet Başsacvılığının talimatıyla gözaltına alındı. Gözaltı konusunda Genelkurmay da bilgilendirildi. Tolon’un Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınmış olabileceği belirtiliyor.
Ayrıntılar gelecek…
29 Haz
Elimde Mayıs 2008′de çıkan ve ilgiyle incelediğim çok değerli bir kaynak kitap var. Kitabın ön sözünü Çok değerli Prof. Dr İzzettin Doğan yazmış.
“Yaşayan halk ozanları için bu çalışmayı yapan ismi duyulmamış değerli sanatçılar ,bir akan suyu durdurmuşlar, nesilden nesile akan müzik, duygu, düşünce ırmağını oluşturan halk ozanlarını deklanşörün düğmesine basarak gözlere kalplere düşünen beyinlere bir ziyafet çekmişler, görünenin ardındaki gerçeği, ya da gizemi görmeye yardımcı olmuşlardır” diyen Sayın İzzettin Doğan bizim kadın ozanların da tanıtımına bilgelik katmış, yüreğimizin akan suyu olmuştur. Gelecek nesiller adına katkılarından dolayı şükran duyuyorum. Benim kızım , benim torunum belki de geleceğiyle bu denli tanışamayacak, buluşamayacaktı.
Aşık Veysel’in torunu Nazende Süzer on bir fotoğraf sanatçısı ve dört kameramanla yola çıkarak yaşamakta olan 72 ozanın gölgedeki hikayesini gün ışığına çıkarmış. Bunu başaran çok değerli onbir fotoğraf sanatçısı, dört kameramanın tamamladıkları yolculuğun ilk durağında Aşık Ayşe Çağlayan ile buluşalım. Çağlayan, 1939 doğumlu. Ev hanımı. Babasından Arapça öğrenen, eşi Muzaffer Bey’den de okuma yazma öğrenen Çağlayan en çok Karacaoğlan’dan etkilenmiştir. 1998′de hakka yürüyen ozanımız kadın olgusunu şiirlerine şöyle yansıtır:
29 Haz
İçim kıpır kıpırdı. Yaşamımda en uzun yolculuğa çıkacaktım, dağların ardından hep çocukluğumda duyduğum, özlem duyduğum bir kentti gideceğim yer. Çünkü tanıdıklarımızın büyük bölümü bu kentte yaşıyordu.
Her yaz tanıdıklarım, akrabalarım bu ketten gelirlerdi. Çocukluk düşlerimi süsleyen kenti, gideceğim kent. Hava sıcaktı otobüsün hareket saatini beklerken zaman geçmek bilmiyordu.
***
Ben otobüsün yolculuğuna başladığın an başka bir boyuttaydım, mutluydum. Ama başka kente insanlar(?) cehennemin provasını yapıyorlardı bu sırada. Ozanların kenti, aydınlığın kenti, Pir Sultan Abdal’ın, Âşık Veysel’in kentinde…
***
İlk otobüs molasında lokantaya yöneldim. Televizyonda alt yazılar geçiyordu. Madımak yanıyordu. Madımak alevler içindeydi. Sivas yanıyordu, Sivas’ta zebaniler cehennem provası yapıyorlardı. Yak yak yak … Sesleri yükseliyordu.
***
İsimler geçiyordu, Nesimi Çimen hayatını kaybetti. Aklıma geldi Nesiminin bir deyişi, ürperdim birden, ömrü boyunca barış türküleri söyleyen Nesimi Çimen ateşler içindeydi.
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin
Dünya cennet olsun yaşasın insan
Gelin barışalım dökülmesin kan
Son bulsun savaşlar kesilsin figan
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin
29 Haz
Düşündüğümüz tüm güzelliklerle uyanmak için harcadığımız çabalar sonuç vermeye başladı.
En azından ülkemizin Avrupa Şampiyonasında elde ettiği başarı bizleri,yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı,ülkemizin dostu olan ülkeleri sevindirdi.
Turnuvanın başladığı anda aldığımız sonuç ve devamında ortaya çıkan performans hala tüm insanlarımızın dilinde.
Sokakta karşılaştığınız yüz insandan doksan beşinin gündeminde Türkiye’nin başarısı mevcuttu.
Maçla ilgili yorumlar, tahliller, herkesin Fatih Terim herkesin Rüştü hatta Platini olduğu bir çok yorum ve sohbete dahil olduğunuzu hissettikçe ne kadar duyarlı olduğumuzu da anlamış bulunduk.
Turnuva bizim için bitti. Sonuç gerçekten büyük bir başarı, mutluluk, gurur,
Tüm sporcu ,teknik heyet ve ulusal takımımıza destek veren taraftarlarımızla halkımızı yürekten kutluyoruz..
Futbol maçlarında gösterdiğimiz hassasiyetleri düşündükçe bir şeylerin yitmediğini görmekten dolayı memnun olduğumuzu ifade ediyorum.
Ancak içinde bulunduğumuz haftada ortaya çıkan açıklamalar üstelik hükümet ve iktidarın iki numaralı isminin söylediği talihsiz açıklamalar karşısında neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek endişe verici.
29 Haz
Bu hafta Ege’nin en güzel köşelerinden birine Cunda’ya gidiyoruz. Türkiye’nin Ege’deki dördüncü büyük adası olan Cunda, bozulmamış mimari dokusu ve doğasıyla dünya gözüyle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Cunda’da çevresindeki ilk yerleşimin Pordosolene adıyla Lale adasında kurulduğu, sonradan kentin Maden (Pirgos) Adasına taşındığı kabul edilir. Cunda’nın ise ilk olarak Nasos adıyla Dolap Boğazının ada tarafında yani köprü yakınlarında kurulduğu, burasının bir depremde battıktan sonra şimdiki yerine taşındığı bilinir. Ayvalık koyundaki irili ufaklı 22 adadan yalnızca Cunda’da yerleşim bulunuyor. Aslında adaydı demek daha doğru olur, zira iki köprüyle karaya bağlanmıştır.
Piri Reis 1513 yılında yazdığı Kitab-ı Bahriye’de yöredeki adalardan Yunt Adaları olarak söz eder. Günümüzde Alibey Adası olarak adlandırılan ve İtalyanca’da yelken açmak anlamına gelen Cunda, Rumlarca Moshonisi (Güzel kokulu) olarak adlandırılıyordu.(*)
Osmanlı döneminde Ayvalık ve Cunda çevresinde ağırlıklı olarak Rumlar yaşıyordu. Söylenceye göre Donanma komutanı Hasan Paşa yaralı olarak Ayvalık’a gelmiş ve bir papaz tarafından bakılmış. Bunun üzerine ayrıcalıklar kazanan Ayvalık ve Cunda Rumları ekonomik olarak çok gelişmiş. 1862 yılında belediye örgütü kurulan Cunda’da o dönemde 80 Türk ve 5470 Rum yaşıyormuş. Cunda ve Ayvalık 29 Mayıs 1919 günü Yunan ordusunca işgal edilmiş. Yunan ordusu Anadolu’da ilk direnişle Ayvalık’ta karşılaşmış. Yarbay Ali Çetinkaya padişahın teslim olun emrine uymayarak Yunan Ordusuna karşı silahlı direnişe geçmiş, ki bu olay Ulusal Kurtuluş Savaşımızın da başlangıcı kabul edilir. Cunda’nın adı da Ali Çetinkaya’nın anısına Alibey olarak değiştirilmiş. 1944 depremi ölümlü bir kayıp olmamasına rağmen adadaki yapılara büyük zarar vermiş ve Cunda’nın gerilemesine neden olmuş. 1952 yılında yapılan oylamayla belediyelikten çıkmış ve iki mahalle olarak Ayvalık’a bağlanmış.